Aslanağzı Neyi Sever?
Bugün sabah saatlerinde, Kayseri’nin sabah serinliğinde bahçeye adımımı attığımda, her zamanki gibi gözlerim en önce aslanağzı çiçeklerime kaydı. Hangi çiçeği sevdiğini sordum kendime; bu soruyu sorarken, aslında o çiçeğin neyi sevdiğini de anlamaya çalışıyordum. Aslanağzı, her zaman biraz hüzünlü, biraz gururlu ve tam da bu yüzden büyüleyici bir çiçek olmuştu hayatımda. Ama bugün, ona sadece bir çiçek değil, bana göre bir dost gibi bakıyordum.
Bir Çiçek, Bir Hikaye
Geçen yılın bu zamanlarıydı, taze bir aşkın gölgesinde geçti her şey. Bahçede her gün büyüyen aslanağzı çiçeklerinin ışıldayan yaprakları arasında, geçmişte yaşadığım hayal kırıklıklarının ve umutların yankıları vardı. O zamanlar, birine ilk kez aşık olmuş gibiydim. Gözlerimdeki heyecan, ellerimdeki titreme; her şey çok tazeydi, çok yeniydi. Aslanağzı çiçekleri bana her zaman zarif, ince ve gizemli gelmişti ama o günlerde, başka bir şekilde bakıyordum onlara. Bir zamanlar en güzel çiçek olarak gördüğüm aslanağzı, bu kez bana bir şeyler öğretmeye başlamıştı.
Aslında, aslanağzı neyi severdi? Bunu tam olarak anlamadım. Ona her gün su verirken, ona verdiğim değeri ne kadar önemsediğimi düşündüm. Çünkü bazen bir şeylere ya da birilerine verdiğimiz değer, doğru şekilde karşılık bulmaz. Ve senin gibi ben de, bir yerlerde hep biraz kırık kalırız. O zamanlar, aslanağzı bana kırıklıkların da zamanla güzelleşebileceğini, gelişebileceğini anlatıyordu sanki.
Sabrın Tohumları
İlk kez geçen yaz dikmiştim aslanağzı tohumlarını. Tam anlamıyla sabır gerektiren bir süreçti. Başlarda hiçbir şey olmuyordu; toprak, kararmış, kuru ve sessizdi. Ne bir filiz, ne de bir umut. Ama o sabah, bir hafta önce diktiğim aslanağzı tohumlarından biri, sonunda toprağı delip başını çıkarmıştı. Bir haftadır beklediğim o an, sanki başka bir dünyaya geçiş gibiydi. O filizi görünce, içimdeki umut bir anda kabardı. Aslında, insanın kalbinde de bazen böyle küçük ama çok değerli filizler vardır, değil mi?
Daha önce her şeyi çok hızlı istemiştim. Bir bakıma, hayatta her şeyin çabuk olmasını beklemiştim. Ama aslanağzı, bana sabırla beklemenin, beklerken de büyümenin gücünü hatırlatıyordu. O sabah, onlara su verirken, gözlerim dolu dolu oldu. Çünkü bu kadar zaman bekledikten sonra, biraz daha sabırlı olmanın güzelliğini anlıyordum.
Bir Çiçeğin Çiçeklenmesi, Bir Kalbin İyileşmesi
Zamanla, aslanağzı çiçekleri bahçemin en göz alıcı çiçeklerinden biri haline geldi. O kadar canlı ve rengarenkti ki, bakmaya doyamıyordum. Bir sabah, onları gözlerimden süzülen yaşlarla izlerken, hayatımda başka bir şey fark ettim: Ben de büyümüştüm. O ilk sabah yaşadığım hayal kırıklığına, kaybettiğim güvenlere rağmen, içimde bir şeyler değişmişti. Aslanağzı bana bunu öğretmişti. Hayatta her şeyin hemen olamayacağını, her çiçeğin zamanla güzelleşebileceğini. Her şeyin, başta bir tohum gibi görünse de, zamanla ne kadar muazzam hale gelebileceğini…
Aslında, aslanağzı neyi sever diye sordum ya, cevabını bulmak o kadar da zor değildi. Aslanağzı, sevgiye ve sabra ihtiyaç duyuyordu. Biraz zaman, biraz ilgi, biraz güven… Sonunda her şey güzelleşiyor, her şey büyüyordu.
O sabah bahçeye her adım attığımda, aslanağzı çiçeklerimin arasına bakarak, kalbimdeki tüm kırıklıklara, umutlara, korkulara bir anlam kattığımı hissettim. Onların büyümesi, benim de içsel olarak büyümemi sağlıyordu. Aslanağzı, bir çiçek olmaktan çok daha fazlasıydı; bana hayata dair derin bir şeyler anlatıyordu. Ve o gün, kalbimle, zihnimle, her şeyimle düşündüm: Aslanağzı, sabırla büyümeyi sever, yavaşça olgunlaşmayı ve sonunda, her şeyin tam da zamanında çiçeklenmesini.
Ve Belki Bir Gün…
Belki bir gün, daha da büyüyen bir aslanağzı çiçeği gibi, ben de hayatımda daha fazla iyileşmiş, daha güçlü bir insan olacağım. O zaman, aslanağzının çiçek açtığı her an, aslında kendi içimdeki güzelliklerin de ortaya çıkacağına inanarak bakacağım.