“Koşu mu yuruyus mu” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Netadam olarak daha fazlası için buradayız!
Kayseri’de Sabahın İçinde: Koşu mu Yürüyüş mü?
Sabahın ilk ışıkları Kayseri’nin üzerine düşerken odamın camından sızan soğuk hava yüzüme çarpıyor. Perdeyi araladığımda Erciyes Dağı uzakta, sanki bütün şehrin üstüne düşünceli bir gölge gibi çökmüş duruyor. O an içimde yine aynı soru dönüp duruyor: Koşu mu yürüyüş mü?
Bu soru basit gibi görünüyor ama benim hayatımda hiçbir şey basit değil. Özellikle de zihnim kalabalıkken, kalbim bir şeyleri yetiştirmeye çalışırken.
Bugün yine defterimi alıp dışarı çıkıyorum. Yazmakla yürümek arasında sıkışıp kalmış bir genç yetişkin olarak, bazen sadece ayaklarımın beni götürmesine izin veriyorum. Ama bu sabah, sanki ayaklarım bile kararsız.
Şehrin İçinde Sessiz Bir Çatışma
Kayseri sabahları garip bir sessizlik taşır. İnsanlar uyanmıştır ama konuşmazlar, sokaklar doludur ama gürültü yoktur. Ben de o sessizliğin içinde, spor ayakkabılarımın bağcıklarını sıkarken kendi iç sesimi duyuyorum.
“Koşmalı mıyım, yoksa yürümeli mi?”
Geçen hafta her şey daha farklıydı. Daha hızlıydım. Daha aceleciydim. Sanki koşarsam hayatın beni geride bırakmasına engel olabilirmişim gibi… Ama olmadı.
Birini kaybettiğim o gün, koşmayı denedim. Nefesim yetmedi. Kalbim yetmedi. Düşüncelerim zaten çoktan geride kalmıştı.
O yüzden şimdi bu soru sadece bir spor seçimi değil. Bir kaçış mı, bir yüzleşme mi, onu belirliyor.
Parkta İlk Adım: Yürüyüşün Ağırlığı
Evden çıkıp en yakın parka doğru yürümeye başlıyorum. Ağaçların arasından süzülen ışık, yerdeki yapraklara dokunuyor. Her adımımda içimde bir şeyler çözülüyor gibi ama aynı anda daha da düğümleniyor.
Yürümek yavaş bir düşünme biçimi. Koşmak ise düşüncelerden kaçma yolu gibi.
Ben bugün yürümeyi seçiyorum. Ama bu seçim bir rahatlık değil, bir zorunluluk gibi.
Telefonum cebimde titreşiyor. Açmıyorum. Kim olduğunu biliyorum. Açsam ne değişecek bilmiyorum. Bazen insan en çok cevap vermemesi gereken anlarda daha çok konuşmak ister.
Ve yine içimden o soru yükseliyor:
Koşu mu yürüyüş mü?
Bu kez cevap bulmak için değil, kendimi duymak için soruyorum.
Geçmişin Ayak Sesleri
Parkın ortasındaki bankta oturuyorum. Yanımdan geçen insanlar var. Kimisi koşuyor, kimisi köpeğini gezdiriyor, kimisi sadece hızlı hızlı yürüyüp bir yerlere yetişmeye çalışıyor.
Onlara bakarken kendimi hatırlıyorum.
Bir zamanlar ben de koşardım. Sadece spor için değil. İnsanlardan, duygulardan, karar vermekten kaçmak için.
Üniversite yıllarında Ankara’da sabahları koşuya çıkardım. O zamanlar hayat daha gürültülüydü ama içim daha sessizdi. Şimdi ise tam tersi.
Şimdi dışarısı sessiz, içim bağırıyor.
Bir defter açıyorum. Yazmaya başlıyorum:
“Koşarsam kaçıyor muyum, yürürsem kalıyor muyum?”
Cevap yok. Sadece rüzgâr var.
Koşuya Dönüş: Kaçış mı, Cesaret mi?
Bir süre sonra banktan kalkıyorum. Ayaklarım istemsizce hızlanıyor. Önce hızlı yürümeye başlıyorum. Sonra fark etmeden koşuya geçiyorum.
İşte o an başlıyor.
Nefesim hızlanıyor. Kalbim göğsümde daha sert vuruyor. Kayseri’nin sabah havası ciğerlerimi yakıyor gibi ama durmuyorum.
Koşarken düşünceler de hızlanıyor.
O günü hatırlıyorum. Onun “bitirelim” dediği anı. Hiç bağırmadım. Hiç ağlamadım. Sadece başımı salladım. Ama eve dönerken koşmuştum. Durmadan, nefes nefese.
O zaman da aynı soruyu sormuştum:
Koşu mu yürüyüş mü?
Ama o gün cevabım yoktu. Sadece kaçış vardı.
Şimdi ise koşarken fark ediyorum: Bu kaçış değil.
Bu, kendimle yüzleşmenin en sert hali.
Nefesin İçindeki Gerçek
Buna da Göz Atın: Koruk turşusu neye iyi gelir ?
Koşu beni yoruyor. Bacaklarım ağırlaşıyor. Ama zihnim ilk defa bu kadar net.
Kaçmak istemiyorum artık. Ama kalmak da kolay değil.
İçimdeki ses bu kez daha yumuşak:
“Durmak zorunda değilsin. Ama kaçmak da tek seçenek değil.”
Yavaşlıyorum.
Koşu yavaş yavaş yürüyüşe dönüşüyor. Nefesim normale dönerken gözlerim doluyor ama ağlamıyorum. Sadece yürümeye devam ediyorum.
Kayseri Sokaklarında Kendime Dönüş
Şehrin içinden geçerken insanlar beni fark etmiyor. Herkes kendi hayatında. Ama ben ilk defa kendi hayatımın içinde olduğumu hissediyorum.
Koşu mu yürüyüş mü?
Belki de cevap hiçbir zaman biri ya da diğeri olmadı.
Belki koşmak, kaçmak değil de hissetmekti.
Belki yürümek, durmak değil de anlamaktı.
Bir köşeden Erciyes yeniden görünüyor. Bu kez daha net. Daha yakın. Sanki bana bakıyor gibi.
Bir an duruyorum. Rüzgâr yüzüme çarpıyor. İçimde uzun zamandır hissetmediğim bir şey var: hafiflik.
Geceye Doğru Yavaşlayan Adımlar
Akşam olduğunda tekrar dışarı çıkıyorum. Bu kez kulaklık yok. Telefon yok. Sadece ben ve şehir.
Sokak lambaları yanmış. Kayseri’nin gecesi farklıdır; ne tam sessizdir ne de tam gürültülü. Arada kalmış bir şehir gibi.
Yürürken günün içimde bıraktığı izleri düşünüyorum.
Koştuğum anı, yürüdüğüm anı, durduğum anı…
Hepsi aynı günün parçaları ama hiçbiri birbirine benzemiyor.
Bir bankta oturuyorum. Ellerimi cebime koyuyorum. İçimden yine aynı soru geçiyor ama bu kez farklı bir tonla:
Koşu mu yürüyüş mü?
Cevap aramıyorum artık.
Sadece dinliyorum.
Bir Günün İçinde Değişen Ben
Günün başında bu soru beni sıkıştırıyordu. Sanki hayatım tek bir seçimle şekillenecekmiş gibi hissediyordum.
Ama şimdi anlıyorum ki mesele hız değil.
Mesele, neyi neden yaptığın.
Koşarken kaçtığım şey aslında geçmişim değilmiş. Yüzleşmekten korktuğum duygularmış.
Yürürken durduğum şey zaman değilmiş. Kendimmiş.
Ve ikisi de benim.
Son Adım
Eve doğru yürürken adımlarım artık ne hızlı ne yavaş. Sadece bana ait.
Kayseri’nin sokakları arkada kalıyor. Erciyes yine uzakta, ama bu kez daha sakin bakıyorum ona.
İçimdeki soru hâlâ orada:
Koşu mu yürüyüş mü?
Ama artık cevap bir tercih değil.
Bir denge gibi duruyor içimde. Bazen koşmak, bazen yürümek. Ama her durumda kendine yaklaşmak.